Zonguldak Haberleri
Giriş Tarihi : 26-04-2021 11:18   Güncelleme : 26-04-2021 16:39

KABARIK'TAN,BAKAN YANIK'A TEPKİ!

Zonguldak Kadın Platformu Dönem Sözcüsü Eylem Kabarık, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na getirilen Derya Yanık’ın 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk  Bayramı’nda temsilen makamını devrettiği öğrenciye olan davranışlarına karşı eleştirel bir açıklama yaptı.

KABARIK'TAN,BAKAN YANIK'A TEPKİ!

Zonguldak Kadın Platformu Dönem Sözcüsü Eylem Kabarık, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na getirilen Derya Yanık’ın 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk  Bayramı’nda temsilen makamını devrettiği öğrenciye olan davranışlarına karşı eleştirel bir açıklama yaptı. Dönem sözcüsü Eylem Kabarık,Bakan Yanık’ın Ramazan orucu gerekçesiyle temsilen yerine geçen öğrenciye çikolata ve çay ikram etmemesini kınayarak,” İktidarın, Siyasal İslamcı ideolojisi doğrultusunda toplumsal yaşamın tamamını dinselleştirerek sorgulamayı ve eleştirel düşünceyi yok etmek, biat eden kuşaklar yaratarak şükür pedagojisini yerleştirmek için eğitimden, sağlığa, çalışma yaşamından kadın ve çocukların haklarına varana kadar her alanı fetvalarla, diyanet eliyle düzenlemeye çalışmasının başka bir görünümü ile karşı karşıyayız.”dedi.Ayrıca Dönem Sözcüsü Eylem Kabarık açıklamasına şu şekilde devam etti;

“Önce Kadından sorumlu devlet bakanlığını kapatarak Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı’na çeviren, sosyal politikayı yoksulluğu yönetilebilir kılacak politikalara kurban eden, OHAL’den istifade siyasi rejimi değiştirecek adımları hızla atarak hepsi ayrı öneme haiz bakanlıkları bir torbaya dolduran iktidar, kadının adıyla birlikte toplumsal cinsiyet eşitliği talebini de bakanlık politikalarından dışladı. Şimdi de bir gece yarısı Cumhurbaşkanı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’ni feshettiğini duyurduğu gibi, kendi birleştirdiği bakanlıkları yine bir gece yarısı kararnamesi ile yeniden ayırdı. Kadını yalnız aile ile tanımlayan ve ona sadece aile içinde yeniden üretim rolleriyle varlık hakkı tanıyan iktidar, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na ise Gülen cemaatine övgüler düzen, Ensar Vakfı’nı ekranlarda savunan Derya Yanık’ı getirdi. Tüm bu tartışmalar  sürerken, Bakan Derya Yanık, 23 Nisan’da yeni bir skandalın da bizzat yürütücüsü oldu. 
 
23 Nisan nedeniyle koltuğunu devlet koruması altında olan bir çocuğa kameralar önünde devrederken, uluslararası sözleşmelerle, yasalarla korunan hakları ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin devlete yüklediği sorumlulukları hiçe saydı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, kimliği ve fotoğrafının gizli tutulması gereken çocukla birlikte kameralara poz verdi. Devlet koruması altındaki çocukların isim ve soy isimlerinin ifşa edilmesi, fotoğraflarının kullanılması, çocukların kaldığı yurtların adreslerinin paylaşılması çocuğun üstün yararı ve güvenliği nedeniyle yasaktır. Sosyal sorumluluk projeleri ile bu çocuklarla etkinlik yapan kurumların da çocukların fotoğraflarını kullanmasına izin verilmemektedir. Aynı zamanda TBMM Çocuk Koruma Kanunu gereğince verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının uygulanmasına göre çocuk evlerinde yaşayan çocuğun güvenliği ve gizlilik hakları devlet koruması altındadır. Yine BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 8. Maddesi 1. Fıkrasında yer alan ‘’Taraf devletler yasanın tanıdığı şekliyle çocuğun kimliğini, tabiiyetini, ismi ve aile bağları dahil koruma hakkına saygı göstermeyi ve bu konuda yasa dışı müdahalelerde bulunmamayı taahhüt ederler’’ ilkesi açıkça ihlal edilmiştir. Bu yetmezmiş gibi Bakan, Ramazan orucu gerekçesiyle küçük çocuğa çikolata ve çay ikram etmediğini de söyleyerek çocukları açıkça kendi ideolojik amaçlarına alet etmekten çekinmemiştir. Hepimizin aklında ise o soru takılı kalmıştır: devlet, koruması altındaki çocukları oruç tutmaya mı zorlamaktadır?

Tek adamın iki dudağı arasından çıkan her şeyin kanun niteliği kazandığı, halkın egemenlik hakkının hiçe sayıldığı siyasi rejimin, kamuda yapılan liyakatsız atamaların, devlet koruması altındaki bir çocuğun ifşasında bir kez daha karşımıza çıktığı üzere haklarımız ve hayatlarımızda yıkıcı etkiler yarattığı açıktır. 
İktidarın, Siyasal İslamcı ideolojisi doğrultusunda toplumsal yaşamın tamamını dinselleştirerek sorgulamayı ve eleştirel düşünceyi yok etmek, biat eden kuşaklar yaratarak şükür pedagojisini yerleştirmek için eğitimden, sağlığa, çalışma yaşamından kadın ve çocukların haklarına varana kadar her alanı fetvalarla, diyanet eliyle düzenlemeye çalışmasının başka bir görünümü ile karşı karşıyayız. Pandemi ile mücadele yerine ramazan ayını veri kabul ederek yemekli-içkili mekanların kapanmasını düzenleyen iktidarın pandemiyi kendi ideolojisini toplumun tüm kesimlerine dayatmak için nasıl fırsata çevirdiğini her gün yeniden deneyimliyoruz.
Çocukların üstün yararı ve gönenci için çalışması, çocukların kişisel, fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak yeteneklerini geliştirmelerinin ve kendilerini gerçekleştirmelerinin koşullarını oluşturması gereken bir bakan tam aksine çocuk istismarına yol açıp açmadığını umursamadan henüz 10 yaşındaki bir çocuğa çikolata ikram etmemeyi marifet saymış, bunu ekran önünde açıklayarak siyasal İslamcı ideolojisi doğrultusunda toplum mühendisliği yapmak için 23 Nisan’ı fırsata çevirmiştir. Torpil ve kayırmacılığın geldiği yer açısından olduğu kadar toplumsal yaşamın her alanının dinselleştirilmek istenmesi, cumhuriyetin temel ilke ve değerlerinin, eşit yurttaşlık temelinde halkın yönetimde söz sahibi olmasının, halk egemenliğinin, yönetenlerin bir anayasa ile bağlı olmasının da temel kurucu ilkesi olan laikliğin açıkça hedef alınmasından ayrı düşünülemez. 
Çocukların özgürce koşup oynaması, gülmesi, eğitim hakkına eşit bir şekilde erişebilmesi gereken yaşlarında onları çalışmaya, emek sömürüsüne ya da zorla evliliklere mahkum eden birçok düzenlemeye imza atan bu zihniyet, hem çocuklarımızın gelişiminde hem de toplumun geleceğinde telafi edilemeyecek zararlara yol açmaktadır.
Ensar vakfı yurtlarında yaşanan çocuk istismarlarını aklamak için kanal kanal dolaşan birinden çocuk haklarını korumasını, çocukları sevmesini beklemek nafile bir çaba olacaktır. Bakanın tavrını ve yaptıklarını kınıyoruz. Kişisel verilerin korunması gerekliliği ve bu yapılanın suç olduğu gerçeği nedeniyle ve aslen çocukların üstün yararını değil, kendi ideolojik tahakkümünü kurma amacıyla hareket ettiği için Bakanı istifa etmeye çağıyoruz. 
Bugün çocuklarımızın hayallerini ve geleceğini çalan bu rejime karşı laiklik ve kamusallık mücadelesi her zamankinden de hayatidir. Çocuklarımızın öldürülmediği, sömürülmediği istismara uğramadığı, eşit, özgür, barış içinde, laik, demokratik bir ülkeyi ve dünyayı kendi ellerimizle kuracağız...
Eşit ve özgür bir gelecek isteyen tüm kesimleri bu mücadeleye omuz vermeye çağırıyoruz.”